28 yaşında genç bir adam, bakkaldan 1 litre süt ve 1 kavanoz bal çalarken yakalanmış. Genç adam kendisini yakalayan bakkal çırağına yalvarıyor, hatta onu polise teslim etmesin diye eğilip ayaklarını öpüyor. İşte o an bittim ben. İçim paramparça oldu. Bir insanın, diğerinin ayaklarını öpüp yalvarması, o duruma düşmesi, insanlık onurunun yerlerde olması mahvetti beni. İnsan vicdanı o kadar acayip ve karmakarışık ki; evet hırsızlık çok kötü bir şey. İçimdeki ses bunu dile getirirken, içimdeki diğer ses de; “Evet ama mücevher çalmadı ki! Sadece bal ve süt. Kim bilir çocuğu mu var, annesi mi hasta? Kim içecekti acaba bu ballı sütü” dedi.
O sırada ekranda bakkal çalışanının sesi duyuluyor; “Gitmene izin verirsem, bunların parası maaşımdan kesilir.” Ona da üzülüyorum. Kim bilir “Maaşım” dediği para kaç lira? Nasreddin Hoca’nın fıkrası gibi; ikisine de; “Sen de haklısın” demek geliyor içimden. Sonunda genç adam kaçmaya çalışırken, hırsızlık bürosundan polis memurları kendisini yakaladı. Ülkeyi soyup, soğana çevirenler ellerini, kollarını sallayarak aramızda dolaşırken, 1 litre süt ve bir kavanoz bal çalmaya teşebbüs eden genç bir adam karakolun yolunu tuttu. Sonuçta adalet sistemi herkese eşit davranmalı değil mi?
Yaşanan bu olayda beni üzen bir şey daha vardı: Tüm olayı utanmadan cep telefonlarına kaydedenler! Bir adam, diğerinin ayağına kapanıp, yalvarırken buna üzülmek, bu olaydan ders çıkarmak yerine zevkle her şeyi kameraya çekmek nasıl bir duyarsızlıktır! Ey ahali duyduk duymadık demeyin; insanlığımızı kaybettik, hükümsüzdür!