Alternative content

Get Adobe Flash player

Annem izin verse dünya starıydım

“Fire” single’ıyla yeniden aramıza dönen Zerrin Özer’in özellikle aşk konusunda hep işini ikinci plana attığını ve fedakar olduğu için acı çektiğini düşünmüşümdür. Zerrin Özer’den cevap gecikmedi: “Acıyı ben değil, karşımdakiler çekti. Çünkü aşkta kötü bir ruhum. Fakat bu yeni ilişkimde kötülükten arınıyorum!”

17 Mart 2011 Perşembe 22:05

pinarabla.com zerrin özer pınar yılmazerler

PINAR YILMAZERLER

Bunca zaman sonra neden bir albümle değil de single’la çıktınız karşımıza?

Aslında albüm olacaktı fakat ben çok heyecanlı ve sabırsız bir insanım. “Fire”ı da çok sevdim. Kıpır kıpırdı ve tek başına olmalıydı. Single ama maddi – manevi tıpkı albüm gibi emek verildi. Albümü yaza çıkaracağız. Şimdiden parçalar topluyorum.

 

Nereden aklınıza geldi “Fire”ı 4 farklı dilde söylemek?

Birçok güzel ayrılık şarkımın sahibi Dr. Selahattin Erhan benim çok eski arkadaşım, aynı zamanda da doktorum. “Sana öyle bir şarkı yapacağım ki, bu kez slow olmayacak” dedi. Ama ben slowların kadınıyım, yine öyle bir şarkı istedim. Fakat “Fire” gelince ne demek istediğini anladım. Ben aşk şarkıcısıyım. Aşk şarkıları söylemeyi seviyorum. Ve ömrüm yettiğince aşk şarkıları söylemek istiyorum. İnsan kulağının aşina olduğu, büyürken duyduğu dile göre dinlediği zaman o şarkı kendisiyle daha çok bütünleşir diye düşündüm. O yüzden de böyle 4 ayrı versiyonunu yaptım.

 

Peki mesela neden Lazca değil de Kürtçe söylediniz? Dilleri nasıl belirlediniz?

Hiçbir politik neden düşünmedim. Çünkü ben o tarz bir insan değilim. Ben TRT kökenli bir sanatçıyım. Biz TRT’de büyüdük. TRT’nin hem Arap kanalı var, hem de Kürt kanalı… Dedim ki; “O zaman ben de bu lisanlarla başlayayım. Sanatın, politikaya karıştırılmaması gerektiğini düşünüyorum ve savunuyorum. Yarın öbür gün Lazca da, İbranice de söylerim. Yeter ki ben aşk şarkıları söyleyeyim.

 

“Türkiye’de çok başka bir yerde olmalıydım” dediniz mi hiç?

Bu tamamen bir ekip işi. Belki benim deliliğimden, belki çok dürüst olmamdan, son söyleyeceğimi başta söylememden hep tek başıma kaldım. İnsanlar hatalarını ilk önce kendinde bulmalılar. Eskiden bunun farkında değildim. “Ben bu kadar iyi niyetli bir insanım ama bunları çekiyorum” diye yakınıyordum hep. E sen müsaade etmezsen kimse sana zarar veremez! Aslında ben bu mesleğe uygun bir karakter olamadım. Eğer arkamda kuvvetli bir ekip olsaydı gerçekten başka bir yerde olabilirdim. Galiba ben de çok önde olmayı istemedim. Çünkü ne kadar önde olursanız, o kadar yorucu olacak. Mesela annem müsaade etmiş olsaydı, şu an Türkiye’ye dünyadan sesleniyordum! 80’li yıllarda bana Amerika’dan, Kanada’dan, Belçika’dan, İrlanda’dan çok büyük teklifler geldi.

 

Anneniz vefat etmeden önce; “Kızım keşke sana engel olmasaydım” diyebildi mi hiç?

Hayır çünkü benim annem çok kuralcı ve çok katı bir insandı. Otoriter bir anneydi ve her zaman kendi fikrinin çok doğru olduğuna inanıyordu. Benim doğrularım onunla çakıştı belki. Her zaman onun sözünü dinledim çünkü her şeyden önce annemdi.

 

Belki de annenizin sizin sanatla ilgilenmenize izin vermesi bile büyük bir şey…

Hem de çok büyük bir şey! Ben geceleri caz dinlerdim. O zaman İstanbul Gelişim Orkestrası’nın solisti değildim daha. Ankara’dan İstanbul’a taşınmıştık. Annem gece kalkardı; “Sen daha yatmadın mı” diye bağırır, çağırırdı. Benim söz hakkım yoktu. Ben hayatımda ilk defa akşam dışarı çıktığımda havalara zıplamıştım; “Dışarıdayım” diye!

 

Bir de sizin hayatınızla ilgili şu dikkatimi çekiyor; aşık olduğunuzda işi hep ikinci plana atıyorsunuz…

Ben çok abartılı yaşayan bir insanım. Yani sevgide de, üzüntüde de abartılıyım. Bir de hala bu yaşta bile bir sevgi açlığı çekiyorum. Sevmek ve sevilmek çok önemli benim için. Zaten bu eksiklik olmasaydı geri planda kalmazdım. Bana yol gösteren de olmadı. Yaptığım hatayı, bir daha yaptım.

 

Ama günahıyla, sevabıyla sevgi ustası oldunuz. Bu da bir kazanç değil mi sonuçta?

Yaşamın bütün anlamı sevgi. Şekli ne olursa olsun. İş hayatımda da, özel hayatımda da gördüğüm yanlışlıklara, haksızlıklara suskun kalamıyorum. Haksızlık bir başkasına da yapılsa, direkt oraya dalıyorum. Fakat şimdi daha toleranslı olmaya karar verdim. Ben çok renkli yaşadım; siyahıyla, pembesiyle. Yaşadığım her şeyden memnunum. Her bir şey, hayatımın bir başka tarafını gösterdi bana. Artık çok daha anlayışlı, sabırlı, çok daha karşı tarafa önem veren bir insan oldum. Çünkü ben ilişkilerimde kendimi sevmiyordum. Hakikaten zor bir insandım.

 

Neydi sizi zor yapan?

Birden çok seviyorum ve birdenbire vazgeçiyorum. Bu insanı ruhen uçurumlara götürebiliyor. Dengeli değilim ve hep uçlarda yaşıyorum. Bu beni çok yordu. Ben hayatta 2’nci olmak istemem. Ya hiç olmayayım, ya da en iyi yerde olayım. Duygu olarak da, yaşam olarak da, mesleki olarak da böyleyim.

 

Sesinizin gücünü de bildiğiniz için bir rehavete sürüklendiniz mi; “Benim çok uğraşmama gerek yok. Nasıl olsa böyle güçlü bir sesim var” diye?

Eğer Yaradan’ın vermiş olduğu bu ses olmasaydı, herhalde çoktan sürünür giderdim. Çünkü çok entrikalarla karşılaştım ama onlar bir tek sesimle baş edemediler. Her şeyi yaptılar ama bu ses benim kazancımdı. Çok imtihanlar yaşadım. Bayağı ağır mesleki kaygılar taşıdım. Hepsinde zoru başardım. Herhalde yok olmayışımın sebebi Allah’ın bahşettiği sesle alakalı.

 

Müzik piyasasına 2000’li yıllarda ilk kez giren bir isim olsaydınız, nasıl bir Zerrin Özer izlerdik?

Türkiye’de rock’çı kalmazdı! Çünkü ben ilk çıktığım yıllarda bile çok marjinaldim. Kolumdaki bilezikleri görenler yolda “Deli” diye bağırıyorlardı arkamdan. Çok önemli bir dönemde ciddi anlamda baş kaldırdım. Annemler utançlarından yanımda yürümezlerdi. Şimdiki rock’çılar çok rahatlar. Çünkü artık her şey çok alışılageldik.

 

O zaman bir rock albümü yapmak elinizde…

Türkiye’deki rock aslında tartışılır. Çünkü rock değil. Rock müzik bir yaşam tarzıdır, hayat felsefesidir. Mesela ‘Anadolu rock’ diyorlar. O rock değil ki! Tamamen Anadolu motifleri, süslemeleriyle oluşmuş otantik bir müzik türü o.

 

Bu durumda şöyle sorayım; rock müzik yaptıklarını söyleyen isimlerden kimleri beğeniyorsunuz?

Rock’çı mı bilmiyorum ama Emre Aydın’ı çok beğeniyorum. Duman’ı seviyorum. Bunlar çok sevdiğim çocuklar. Yüksek Sadakat’e aşığım ama eski soliste bayılıyordum. Yenisini dinlemedim.

 

Aşk hayatınız nasıl gidiyor şu anda?

İlk defa beni, benden çok düşünen bir insan var hayatımda. Buna inanamıyorum. Zannediliyor ki; hep insanlar beni üzdü. Hiç alakası yok. Sevimliliğimin altında yatan bir şey mi bilmiyorum ama aslında hep üzen ben oldum. Beni kimse üzmedi ki! Hayata adım attığın zaman 4’le 8 yaş arası yaşadığın şeyler unutulmuyormuş ve geleceğini şekillendiriyormuş. Dolayısıyla benim annem ve babam ayrıydı. Bir baba figürü yoktu karşımda. Sonrasında yaşadığım çok hain şeyler var. Hepsi bir araya gelince duygusal olarak yanlış bir kadın olup, çıktım.

 

O zaman bu yeni ilişkinizde; “Zerrin bu kez yapma” dediğiniz neler var?

Kendimi empati kuran bir insan zannederdim ama hiç alakası yokmuş. Ben aşkta kötü bir ruhum aslında ve bundan arınıyorum. Yavaş yavaş doğru yolu buluyorum.

Bookmark and Share