Bende de selülit var
10 yıldır spor camiasının içinde yer alan Burcu Esmersoy, ilk kadın spor duayenlerinden biri olmak istediğini belirtti. Esmersoy, erkeklerin egemen olduğu bir dünyada kadının olmanın zorluklarını anlattı.
26 Mart 2010 Cuma 23:56
Pınar YILMAZERLER
Yıllar yılı erkek egemenliğinde bulunan spor camiasında bir kadın ayakta durabilmek nasıl bir duygu?
Spor servisine ilk olarak 2000 senesinde girdim. 10 yıl olmuş. İlk dört, beş yılımı geri planda dış haberler editörü olarak geçirdiğim için orası daha güvenli bir yerdi. Ama ekrana çıkmaya başlayınca dediğiniz gibi oldu. Ayakta kalmanın çok zor olduğu bir yer orası. Orada gerçekten özellikle ilk 2-3 ay çok zorlandım. İzleyicinin de beni kabul etmesinden sonra işim kolaylaştı.
İlk zamanlar nasıl bir ruh hali içindeydiniz?
Çok zordu gerçekten de. Ben hep çok başarılı insanlarla çalıştım. Orada o kadar çok bilgili ve bu işe yıllarını vermiş, çocukluklarından beri bu işle ilgilenen insanlar vardı. Ama ben oraya daha yeni gelmiştim ve bilgi birikimim daha çok azdı. Çok tehlikeli ve zor da bir iş. Çünkü ekrandaki insan bile sizden çok daha iyi biliyor aslında. Normalde haber aktarıyorsanız, ondan çok daha iyi biliyor olmanız lazım. Ancak böyle bir durumda seyirci sizi dinler ve sizden haber almak ister. Ama siz; “Ben onu zaten biliyorum, o bilmiyor” gibi bir havaya meyil verirseniz de o zaman gerçekten hiç şansınız olmayabilir.
Erkekler genelde; “Kadınlar futboldan anlamaz” düşüncesinde olabiliyorlar. Böyle bir durumla karşılaştınız mı?
Çok. Yüzdeye çok vurmak istemiyorum ama bence erkeklerin yüzde 70’i iyi biliyor bu işi diye düşünüyorum. Yüzde 30’da; “Kadınlar anlamaz” kontenjanından olduklarından beni beğenmiyorlar. Bana bile arkadaş ortamlarında bazı kişiler; “Kusura bakma ama ben spor haberlerini kadından almayı sevmiyorum” diyerek samimi şekilde duygularını dile getiriyorlar. Özellikle bana karşı değil, ekrandaki spor haberlerini sunan herhangi bir kadına karşı bir tavır bu diye düşünüyorum. Ama onun dışında kadınların spor haberlerini sunması daha yeni olduğu için insanlar alışacaklardır. Bundan 10 yıl sonra çok şaşırılmayan, normal bir şey gibi, hiç bunu konuşmayacak insanlar.
Siz kendinizi nasıl kabul ettirdiniz?
Benim şimdiye kadar ne müdürlerim pes etmeme izin verdi, ne de çalışma arkadaşlarım… Çünkü vazgeçmeyi düşündüğüm zamanlar oldu, olmadı değil. O yüzden de onların da hakkını vermek ve onlara teşekkür etmek lazım. Her işte olduğu gibi zorluklar var. İnsanın vazgeçmek istediği zamanlar oluyor ama şu anda hiç öyle bir ruh hali içerisinde değilim.
Program sunuyorsunuz. Ekstra bir çalışma yapıyorsunuz değil mi?
Evet. Okul gibi. Her gün değil ama haftada iki kere diksiyon dersi, işi bilen birisiyle okuma dersi yapıyorum. İngilizce pratiği yapmak gibi, Türkçe konuşma pratiği yapıyorum. Onun dışında spor olarak sorarsanız da, işe gitmeden önce evde internetten sürekli ziyaret ettiğim sayfaları inceliyorum. Günün gelişmelerini alıyorum. Zaten evimde sürekli NTV Spor açık oluyor. Ondan sonra işe gidiyorum. Gündemdeki haberlere bakıyorum. Bizde yayınlanan haberleri takip edip okuyorum. Ondan sonra da akşam toplantısı oluyor. Şimdi “Canlı Gazete” diye bir program sunuyorum. “Canlı Gazete”nin spor sayfasını yapıyorum. Spor sayfasını yapmak için saat 4 gibi servisteki arkadaşlarla toplanıyoruz. Herkes gayet eğlenceli bir şekilde haberini sunup, manşetini en ilgi çekecek şekilde yaratmaya çalışıyor.
Mesleğinizin sporla alakası olması erkek arkadaşınız için bir şans mı? Normalde erkekler, kadınların futboldan hoşlanmamasından yakınırlar. Kadınlar da; “Ya futbol, ya da ben” derler ya…
Geçenlerde biri internette çok güzel yazmış gerçekten. Ona teşekkür etmek lazım. Demiş ki; “Düşünsenize bir kadın var evde, hem mutfakta yemek hazırlıyor ama o sırada evde NTV spor açık. Dizi falan değil. Sonrasında da bu resmi daha da büyüteyim. ‘Sevgilim, bu akşam bir iş yemeği var. Benimle gelir misin’ diyor. Bir gidiyorsunuz, gittiğiniz restoranda Sergen Yalçın, Rıdvan Dilmen…” Evet aynen bunu yaşıyorum.
Erkek arkadaşınız da futbol seviyor mu?
Evet seviyor. Aslında bütün erkekler gibi sporu seviyor diyelim. Futbolu da seviyor tabii ki. Normalde erkekler TV’de zaping yaparken spor kanalında duramazlar yanlarındaki kadın sıkılır diye. Biz de öyle bir sıkıntı olmuyor.
Sizin yıllar önceki ilk röportajlarınızdan bir tanesini okumuştum. Orada oyuncu olmak gibi bir arzunuzun olduğunu dile getirmişsiniz…
Evet o yazılanları hatırlıyorum ama öyle bir şey hiç yok. Hiçbir zaman benim ağzımdan; “Oyuncu olmak istiyorum” diye bir açıklama çıkmadı. O şekilde yansımış olabilir. Gerçekten hiç istemiyorum. Ben çok reklam filminde oynadım. Onu oyunculukla birleştirmiş olabilirler belki ama reklam oyuncusu olmak oyuncu olmak demek değil. Ben reklam oyunculuğunu seviyorum. Onun dışında bende hiçbir zaman oyuncu olma hayali olmadı. Yani ben 5 yıldır ekrandayım, bir şekilde tanınıyorum. Gerçi güzellik yarışmasından itibaren hesaplarsanız daha uzun bir süre. 97’den beri bana yüzlerce dizi teklifi geldi. Ama hiçbirine; “Tamam” demedim. Çünkü ben hakikaten yaptığım işi seviyorum. Oyuncu olmak gibi bir isteğim yok. Yapanlar da gayet iyi yapıyor. Yani bir eski sunucuya daha gerek yok bence dizilerde.
Fakat “Romantik Komedi” filminde rol aldınız…
O da şöyle bir ruh hali; her gün TV’ye çıkan bir insan olmanıza rağmen, bir de beyazperdede nasıl görünürüm diye düşündüm. Gazetede fotoğrafımın nasıl çıktığını biliyorum, ekranda nasıl gözüktüğümü de biliyorum. Bir de beyazperdede nasıl göründüğümü merak ettim.
Nasıl görünüyormuş Burcu Esmersoy beyazperdede?
Çok hoştu. Saçlar falan güzel gözüküyor. Ama Allah’tan rol yapmak zorunda değildim orada. Çünkü rol yapmak zorunda kaldığımda ben hiç beğenmem kendimi. Bu film toruna, çocuğa bir anı olarak kalsın istedim.
Yoğun temponuzun arasında kendinize nasıl bakıyorsunuz?
Bu röportajı okuyanlar kızmasınlar; “Bunlar güzellik merkezlerinden çıkmıyorlar” diye. Ama ben sürekliliğim ve devamlılığım için kendime bakmak zorundayım. Gerçekten ekran çok acımasız. En ufak çizgiyi belli ediyor. Hele şimdi yeni geniş ekranlarda insanlar, benim bu halime bile; “Kilo almış” diyorlar. Öyle olunca çaba sarf edip, daha da zayıf olmaya çalışarak, ekrandaki durumunuzdan kurtulmak zorunda hissediyorsunuz kendinizi. Onun dışında işim yüzünden olan kısım dışında, sağlıklı hayat adına zaten çok meraklı olduğum ve ilgili olduğum bir dünya bu. Spor yapmayı seviyorum, kendime vakit ayırmayı seviyorum. Spor yaptığınız zaman, vücudun salgıladığı o mutluluk hormonundan zevk alıyorum. Gerçekten spor yaptığım dönemlerde hiç hastalanmıyorum, herhangi bir ağrım olmuyor; ne başımda, ne de karnımda. Çok büyük yararını gördüğüm için, giydiğim kıyafetlerin yakışmasını da sağladığı için spor yapıyorum. Şimdi bir de yeni bir yöntem keşfettim. Haftada 3 gün onu uyguluyorum.
Nedir bu yeni yöntem?
Endermolab denilen yeni bir masaj yöntemi. Sadece güzellik merkezine gelip, o makineye girip, sonra buradan çıkıp arkadaşlarla pizza şarap olayına girmemek lazım tabii. Selülit denen şey ne yazık ki bende de var ve ben bununla savaşmak istiyorum, ona yenilmek istemiyorum. O yüzden de endermolab yönteminin faydasını görüyorum. Ben saat 4’te iş başı yaptığım için daha düzenli gidebiliyorum. Çalışan kadın için çok zor aslında ama her kadının günde 1 saati kendine ayırıp, kendini şımartmalı diye düşünüyorum.
Ama sizin işiniz de riskli, sonuçta canlı yayın yapıyorsunuz. Öyle değil mi?
Aynen öyle. 4-5 yıldır bu işi yapıyor olmama rağmen hala aynı sıkıntıyı yaşıyorum. Türkçe’nin çok zor bir dil olmasından kaynaklanan bir şey de var. Her yere çekilebilecek bir dil. Kelimeleri seçerken durup düşünmek zorunda kalıyorsunuz, bir arkadaşınızla konuşurken ki gibi değil. Onun dışında programın temposunun düşmemesini sağlamanız lazım. Ekstra çaba sarf ediyorsunuz. Mesela 2 saatlik bir program sizi aslında o kadar çok yoruyor ki… Hem vücut, hem de akıl sağlığını dinç tutmak zorundasın.
Normalde kontrollü bir insan mısınızdır?
Hayır. Zaten o yüzden çok zorlanıyorum. Hiç kontrollü bir insan değilim. Hiçbir şeyimin ayarı yok. O yüzden, 2 saat içinde ekstra bir çaba sarf etmemin sebebi o.
Neden sizin için; “Kendini Angelina Jolie zannetti” denildi?
Benim eski eşimin sarf ettiği bir cümleydi bu. Bir röportaj sırasında; “Ben ondan daha güzelim” demiştim. Gerçekten bunlarla hiç ilgilenmiyorum. Kendime dikkat etmek zorundayım ama gerçekten göz önünde olduğum için bu kadar dikkat ediyorum. Eski eşimin yaptığı talihsiz ve benimle hiç benzeşmeyen bir açıklamaydı.
Bir de; “Scarlett Johansson’a güzel diyen bana demesin” açıklamanız var…
Ben o lafı o kadar sert değil, son derece tatlı bir şekilde söyledim. Buna da kızmış erkekler. Aslında şu konuda anlayışlı olmaları lazım. Ben bir kadınım ve güzellik konusunda seçici olmam çok normal. Ben erkeklerin Scarlett Johansson’a baktığı gibi bakamıyorum. Erkekler; “Dudaklar muhteşem, yuvarlak bir kalça, göğüsler muhteşem” diye bakıyorlar ona. Benim güzellik anlayışım bu değil. Benim güzellik anlayışım Gisele Bündchen. Biraz daha erkeksi. Daha uzun bir burun. Uzun saçlar, uzun vücut, uzun bacaklar. Daha model tipi. Daha erkeksi kadınlardan hoşlanıyorum. Böyle dediğim için erkeklerin kalbini kırdım, Scarlett Johansson’ın da kalbini kırdım! Ondan da çok özür dilerim! “Balıketi kimi beğeniyorsun” dersen, ben sana “Eva Mendes” derim. Latin, seksi… Bende olmayan şeyleri seviyorum. Renkli göz sevmiyorum mesela. Kahverengi gözler, dolgun dudak severim. Güzel ağız ve dişler severim. O yüzden Scarlett Johansson’ı beğenmemem ve böyle bir şey söylemem gayet doğal.
Kibirli biri misiniz?
İnsanlar nedense benim kibirli olduğumu düşünüyor. Fark ettim ki, beni sonuçta ekrandan tanıyorlar. Ekrandan tanıdıkları kadın da biraz kendine güvenen biri. Ama ekranda olan birinin kendine güvenen biri olması lazım. Onu kibirle karıştırmamalı. Magazin basınındaki Burcu Esmersoy’dan hiç hoşlanmıyorum. O ben değilim. Ben de o Burcu Esmersoy’u tanımasam sevmem. Bazen benimle ilgili bir haber okuduğumda ben bile; “Böyle bir laf edilir mi” diyorum. Benim sizinle yan yana fotoğrafımın olduğu bir röportajı okuyup, inanmalarına bir şey demem. Ama yıllar önce çekilmiş bir fotoğrafımın altının sayfa doldurma amaçlı yazılmasını kabul edemem. Çünkü bu hayatımı etkiliyor. Ama işte dediğiniz gibi, insanların kibirli buldukları kadın, magazin basınının pazarlayıp sunduğu kadın.
Spor programları yapmaya devam edecek misiniz hep?
Evet sporda kalacağım büyük bir ihtimalle. Ben NTV ile çok özdeşleştiriyorum kendimi, onlar adına da konuşmayayım ama onlar da beni seviyorlar. Ben onlardan vazgeçmediğim sürece onlar benden vazgeçmeyi düşünmüyorlar, bunu biliyorum. O yüzden de önümde bir 10-15 yıl daha var NTV’de. Ekranda 10 yıl daha dersek eğer, spora yeni gelen insanlara da yer açmalı. İlla benim ölmemi beklememek lazım.
Ama spor camiasında bir kadın duayen olmak güzel olmaz mı?
Evet. Bunu çok isterim. Ama zamanı gelince “Yaz Gecesi Şovu” gibi, daha eğlenceye yönelik, keyifli sohbetlerin yapılabileceği programlar yapmayı tercih edeceğim galiba.
Mutlu bir birlikteliğiniz var. Gelecek günlerde evlilik planınız var mı?
Hayır.
(Mart 2010 Kelebek/Hürriyet)