Alternative content

Get Adobe Flash player

Çakma Madonna değilim

“Hande’ye Neler Oluyor” adını verdiği sekizinci albümüyle müzik listelerine hızlı bir giriş yapan Hande Yener, pop müziğe dönüşünden, eski sevgilisi Kadir Doğulu ve son günlerde adının birlikte anıldığı Sinan Akçıl’la ilgili tüm sorularımı içtenlikle yanıtladı.

20 Nisan 2010 Salı 21:11

pinarabla.com hande yener röportaj pınar yılmazerler


Pınar YILMAZERLER

Son albümünüzün adı “Hande’ye Neler Oluyor”. Gerçekten de Hande’ye neler oluyor?

Hande anlayana da, anlamayana da hep aynı aslında. Hep inancının peşinden koşuyor. Değişmeyen tek huyum bu. İnandıklarımı yaptığım için mutlu bir insanım. Başkalarını mutlu etmek için yaşamıyorum.

 

Hep inandıklarınızı yapıyorsunuz. Peki insan kendini zaman zaman beyazların içindeki tek siyah gibi hissetmez mi?

Bazen öyle oluyor. Ama yaptığım işin böyle bir zorluğu var. Bu işi yapan biri, herhangi biri gibi olamaz. Biz müzik yapıyoruz. Böyle bir kişilik olmak çok normal geliyor bana. Cesaretim, özgüvenim ve inancım var. Denemeyi seviyorum. Hep aynı şeyi yapıp para kazanmak bana göre sanat değil. Sürekli gelişim ve değişim içindeyim. O değişim zamanla olacağına ben daha en baştan kabul ediyorum. Sürekli kendimi; “Artık biraz daha büyü, biraz daha cesur ol, anlayışlı biri ol, işini keşfetmeye çalış” diye motive ediyorum. Yüzlerce “Kırmızı” yapıp para kazanmak kolay. Ama benim niyetim insanları heyecanlandırmak.

 

Sekizinci albümünüzü çıkarttınız. İlk albümden bu yana nasıl yol aldı Hande Yener?

“Secret” kitabını doğduğumdan beri uyguladığımı görüyorum. Albümüm çıkmadan önce kendi kendime; “Çok farklı bir müzik yapacağım” diyordum; “Enerjim çok dikkat çekecek.” Bunu başardım. Ama hiçbir zaman Hande Yener markasıyla ilgilenmedim. Dönüp arkama daha yeni bakıyorum. 10’uncu yıl olmuş müzikte. Artık inandığım şeylere daha fazla inanıyorum. “Doğru yapmışım” diyorum. Çünkü hep kalbimin sesini dinledim. Bundan sonrası için de hiçbir korkum yok. Stratejik olmayı ve reklam kokan hareketleri sevmiyorum ben.

 

Son albümünüzle ilgili, pop müziğe geri dönüş değil, pop müziğe yenilik getirmek amacında olduğunuzu söylemişsiniz. Pop müziğe döndünüz mü bu durumda?

Ben yarın rock müzik albümü de yapabilirim. Bir popçu ancak arabesk ya da Türk halk müziği albümü yaparsa insanlar yadırgıyor. Ben de bir dönem pop müzikten zevk almadım ve elektronik müzik yaptım. Çünkü üreten kişiler de mükemmel şarkılar yapmıyordu. “Kırmızı”dan sonra gelen şarkılar benim için yavandı. Sanatçının kendini yenilemesi, cesur olması lazım. 3 tane elektronik müzik albümü yaptım. Aslında o müzik türünde de kalmayacağımı anlamaları lazımdı. En zirvede olduğum zaman geçiş yaptım. Benim müzikle ilişkim sevgili ilişkisi gibi. Ben uyarılmadan önlemimi alırım. Tren kaçtıktan sonra önlemimi alırsam, kaçırdığım şeyler olabilir. Teknoloji var artık. O kadar yenilikler oluyor ki müzikte ben hala; “Sana kırmızı çok yakışıyor” deseydim dinleyicinin gözünde o kadar merak edilen biri olmazdım. Bu sayede kimliğimi ortaya koydum. Hiçbir zaman şan şöhret için şarkıcı olmadım. Bunlar benim için teferruat. Hande Yener kimliğimi elimden geldiğince açık oynamaya çalıştım. Herkesin yüzüne gülüp; “Türkiye’de müzik çok iyi. Herkesi çok seviyorum” gibi şeyler söylemedim. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Bunu da göze alıp müzik adına konuştum. O zaman canım elektronik yapmak istedi. O enerjiyi istedim. Sonra popu özledim. Yarın belki elektro rock, belki akustik bir albüm yapabilmeliyim. Biz her şeyi yapabilmeliyiz. Buna izin vermeli insanlar.

 

Sizin ve Ajda Pekkan’ın şarkılarının güçlü kadın şarkıları olduğunu düşünüyorum. Hata yapan sevgilisine; “Arkanı dön ve çık” ya da “Dönme sakın geri çok gülerim” diyebilen iki kadın.

Çok haklısın. Bu tarz sözler bana çok uyuyor çünkü ben öyle bir kadınım. Sözler bana dikiliyor. Erkek şarkıları bende çok patlıyor. Hep erkeklerin yazdığı sözler onlar. Bana sertlik yakışıyor. Naif biri değilim çünkü. Duygusalım ama keskinim yine de. Acı da çeksem bir şeylerin bitme zamanı gelmişse acıyı çekmeyi tercih ederim. Güçlü olmaya çalışırım. Acıdan korkmuyorum.

 

Oğlunuz kaç yaşında oldu bu arada?

20 yaşına girdi. Oğlum çabalarımın farkında, beni çok destekliyor. Özellikle bu albüm için diyor ki; “Hiçbir albümünde bu kadar taciz edilmemiştim. Çünkü arkadaşlarım devamlı seninle ilgili sorular soruyorlar, çok beğeniyorlar.” O yaşın dikkatini çektiğim için çok mutluyum.

 

Elektronik müziğe geçtiğinizde insanlar sizi çok eleştirdi. Kötü hissettiniz mi kendinizi, yoksa; “Yapmak istedim yaptım” mı dediniz?

“Romeo” o kadar iyi giderken neyi eleştirdiklerini anlayamadım. Meyve veren ağacı taşlarlar durumunu yaşadım. Başta takmadım, sonra kırıldım. “Niye üzerime oynuyorlar acaba” dedim. Farklı bir şey yapmıştım ama her şey güzel gidiyordu. Bu yüzden o dönem agresifleştim. Hırsımdan ağladığım günler oldu. Sonra bir gün anladım ki yeni bir elektronik albüm yapmaya enerjim yok. Sıkıldım. Pop bir şey yapasım vardı. Daraldığım bir günde karar verdim buna. Bu sefer; “Kiminle yapacağım” sorunu çıktı. Birçok pop müzik bestecisiyle görüştüm. Gelen şarkılardan en çok “Sopa” beni etkiledi. Sinan bana özel haute couture bir albüm yaptı.

 

Size “Çakma Madonna” denmesine bozuluyor musunuz?

Yooo! Zaten ülkede iki tarz var; o iki tarzın çakması herkes. Ben Madonna’nın müziğini mi kopyalıyorum, onun tarzını mı kopyalıyorum? Keşke onun müziğinin sound’unu yakalayabilsem! Ben Madonna’yı seviyorum. Onun enerjisini örnek alıyorum. Bir, iki kere de mayo giydim. Vizyonu bu kadar olanlar da bana böyle bir yakıştırma yaptı.

 

Cengiz Semercioğlu köşesinde; “Hande’nin fotoğrafları Lady Gaga’nın çakması” dedi. Öyle mi gerçekten?

Kadın sahnedeyken çömelmiş, fotoğrafını çekmişler. Ben fotoğraf çekiminde çömelmişim. Çömelemeyecek miyim yani! Dergiler de, gazeteler de yurtdışındakileri taklit ediyor. Lütfen bunları da yaz. Köşe yazarları da, diziler de, sit.com’lar da taklit. Ülkemizdeki her şey taklit… Dünyada hiçbir şey, hiç kimseye ait değil. Saçlarım kaküllü Lady Gaga diyorlar, o zaman Lady Gaga’da Gönül Yazar’ı taklit ediyor! Bu çok saçma bir şey. İstediğimi denerim. Beğenmeyen dinlemeyecek, izlemeyecek. Bu kadar basit. Benim gibi bu kadar emek veren birini bence alkışlamaları gerekir. Herkes önce aynada kendisine bakacak. Kim ne kadar kendisi gibi olabiliyor, ya da kim benim ne kadar kendim olup, olmadığımı anlayabiliyor.

 

Mayo deyince sormadan edemeyeceğim; bu taş vücudun sırrı nedir?

7 yıldır öyle bir spor yaptım ki; bana soruyorlardı; “Olimpiyatlara mı hazırlanıyorsun” diye. Yerlerde süründüm. Belli bölgelere öyle yağlar oturmuştu ki zamanında. Vücut hatlarımda problem vardı. Popomu, bacağımı beğenmiyordum. Çok ciddi hocalarla çalıştım. 7 yıldır günde 2 saate varan çalışma yapıyordum. Ama şimdi günde 20 dakikayla koruma yapıyorum. Yemek yiyorum, bol su içiyorum, uyuyorum. Vücudumun sesini dinliyorum. Ne istiyorsa onu yapıyorum. Yemeyerek vücudumun dengesini bozmuyorum. Zaten yediğimiz her şeyi göbeğimize değil de beynimize yediğimizi düşünürsek, onların hiçbiri kalori olmuyor. Ama daha yerken; “Ay şimdi göbeğim çıkacak” dersen, o göbek çıkıyor.

 

Tanıdığınız tek Demet, Demet Şener’di. Peki Demet Akalın’la nasıl tanıştınız?

Medya sağ olsun! Aslında biz yıllar önceden tanışıyoruz Demet’le. İlk albümünden sonra ara vermişti. Ben ona hep; “Albüm yap” diyordum. Bir şekilde gıcık olduk. Birbirimize salladık durduk. O süre içinde karşı karşıya da gelmedik hiç. Sonra bir gün gazetede Demet’in resmini gördüm. Artık antipati duymadığımı fark ettim ona. Bir radyo programında sordular; “Söz yazıyorsunuz. Demet Akalın’a da yazar mısınız” diye. “Tabii canım ona karşı negatifliğim geçti benim” dedim. O da duymuş, çok hoşuna gitmiş. Bir televizyon programını aradı. Telefonda konuştuk, gülüştük. “Haydi buluşalım” dedik. Çünkü lafta kalsın istemedik. O gece buluştuk. Döktük eteğimizdeki bütün taşları. “Çocukluk yaptık” dedik. Sarıldık, öpüştük. Ertesi gün beni aradı; “Önder bana evlenme teklif etti” diye. Böyle bir anda kız muhabbetine dönüştü iş. Şimdi artık kız kardeşim o benim. Ben 10 yıldır hep yalnızdım. Aynı işi yapan bir insan sizi daha iyi anlar. Hala birbirimizi kıskandığımızı söyleyenler var. Bunu yazanlar gazeteciliği bırakıp, psikoloğa gitsin. Kavgalarımız ne kadar gerçekse, barışmamız da o kadar gerçek. Birbirimizin gözünün içine bakıyoruz. İçimde negatif bir şey varken, onun yüzüne gülemem ben. Çoğu zaman onun öyle adımları oldu, ben barışmadım Demet’le. Çünkü o zaman ona kızgındım. O yüzden de geçene kadar uzattım. Bunu hala kabul etmemeleri de gayet itici.

 

Ünlü kadınların büyük çoğunluğu orta gelirli bir aile yapısından gelmesine rağmen; “Ancak kendi seviyemde bir erkekle birlikte olurum” diyerek iş adamlarıyla sevgili oluyorlar. Ama sizi bugüne dek bir iş adamı sevgiliyle görmedik. Hatta aşk konusunda mevki vs. takıntınız olmadı gördüğümüz kadarıyla. Nedir sizin farkınız?

Hiçbir zaman kafa koparıcılardan olmadım! Ben kendi paramı kazanıp, kendi paramı harcamayı çok severim. Hayatta hiçbir şeyin garantisi yok. Hayatımıza soktuğumuz insanların da garantisi yok. Onların varlıklarının da yok. Bunlara bel bağlayarak yaşamak çok kötü. Maddiyat uğruna birinin tutsağı olmanın, yarı açık cezaevinde yaşamaktan bir farkı yok bence. Şekilci değilim. Ben ilk çıktığım zamanlarda “İzmirli bir işadamıyla birlikte” diye haberimi yaptılar. Hemen aradım. “Yalan haber bile yapacak olsanız ‘İzmirli bir çocuk’ deyin” diye tepki gösterdim. Beni olmadığım bir şekilde yansıtamaz kimse! Ben tezgahtarlıktan geldim. İstesem o adamlara ulaşırım, o adamlarla olurum. 20 yaşında öyle biriyle evlenirdim, albümümü de ona yaptırırdım. Bu kadar çileler çekip, 28 yaşında albüm çıkarmazdım o zaman. Benim için bazı değerler vardır; hayatta tercihlerimi kendim belirlerim. Kimseye mecbur kalmak istemem. Allah’tan hep kariyer ve müzik istedim. Eğer müzik kadar para isteseydim Allah’tan bugün Bill Gates’le kapışırdık.

 

Ziynet Sali; “Sopa şarkısını ilk ben okudum” dedi bir açıklamasında ve Sinan Akçıl’la sizin ilişkiniz olabileceğini söyledi. Doğru mu?

Ben “Sopa”yı ilk Ziynet’in sesinden dinledim. Sinan bana dinletmeden önce demo’yu ona okutmuş. “Hande gibi okusana” demiş. Ziynet de benim havamda okumuş. Ama diğer konuyla ilgili herkes her konuda yorum yapmaya bayılıyor. Bizler sadece şarkılara yorum yapalım.

 

Gerçekten Sinan Akçıl’la bir ilişkiniz olsa bunu söyler misiniz?

Yok tabii ki böyle bir şey. Biz evli miyiz, bir şey mi var? Böyle bir durum olsa, o yapılırdı. Bunun bu kadar skandal haline getirilip konuşulması beni rahatsız ediyor. Albümüm yeni çıktığında Can Tanrıyar’la birlikte diye haber yapıldı. Benim bir sürü ünlü arkadaşım var. Onlarla dışarı çıkamayacak mıyım? Bu kadar kolay senaryoların yazılmasından hoşlanmıyorum. Ayrılık yaşayınca bunlar yazılıyor sanırım.

 

Kadir Doğulu’yla yeniden bir araya gelme şansınız olabilir mi?

İnan bunun cevabını bir tek Tanrı bilir. “Hayır” desem de, “Evet” desem de yalan olur.

 

Bütün kapılar kapandı mı?

E kapandı tabii. Çünkü iyi olmadı arkadan çıkan yazılar ve hareketler. Güzel hatıraları suya gömdü. Ama insanız hepimiz. O yüzden ne olacağı belli olmaz. Fakat benim böyle bir niyetim yok. Bunu biliyorum.

 

Kalbiniz boş yani?

Özel hayatımda sadece ve sadece müzik var. O da bana zaten inanılmaz bir ilaç, tedavi ediyor. “Kariyer de yaparım, aşk da” diyorlar ya. Yok öyle bir şey. Ben inanmıyorum. Sadece müzikle evli olursan, müzik sana o kadar karşılık veriyor. Müziği evlilikle yürüteceğine inanan, bence iyi müzik yapamaz. Evliyken yaptığınız müzikle, bekarken yaptığınız müzik arasında enerji farkı var. Evli kafasında daha sakin ve durağan müzik yapıyorsunuz. İçinizde fırtınalar kopması için evli olmayacaksınız. Eş tercihimi müzikten yana kullandım.

Bookmark and Share