Evliliğin tadına varamıyorum
Oynadığı iki dizide uzun soluklu ve reyting rekorlu oldu, çok istediği Çağan Irmak sinema filminde oynadı, aşık olduğu adamla evlendi… Yeni dizisi “Sensiz Olmaz”la ekranlara dönen Gökçe Bahadır’a hayatının peri masalı gibi devam etmesinin sırrını sordum.
30 Eylül 2011 Cuma 19:36
Pınar Yılmazerler
“Yaprak Dökümü” gibi uzun soluklu bir diziden sonra; “Biraz ara vereyim, dinleneyim” demek istemediniz mi?
Dinlendim zaten. Ocakta bitti dizi. 7 aydır dinleniyorum.
Nasıldı ertesi sabah artık hiçbir şeye yetişmek zorunda olmamak?
Bittiğinde önce büyük bir boşluk oldu. Sudan çıkmış balık misali. Her sezon; “Dizi bu sezon sonu bitecek” deniyordu ama öbür sezon devam ediyordu. Biz de artık biteceğine inanmamaya başlamıştık. Ocakta da “Bitecek” dediklerine inanmadık ama bu kez gerçekten bitti. Bu sefer yıkıldık hiç beklemiyorduk çünkü. Son bölümü ben hala dönüp dönüp izliyorum internetten, son bölümdeki ağlamalarımın hepsi gerçek. Onlar tamamen bitiş ağlamaları. Ayrıldığımız için ağlıyorum. Çok güzel bir işi, çok güzel bir şekilde bitirmenin mutluluğu vardı.
“Yaprak Dökümü”nden sonra “Şimdi ne yapacağım” endişesi yaşadınız mı?
Oluyor tabii. 5 yıldan sonra; “Nerede oynayacağım acaba, iş beğenebilecek miyim” endişesi oluşuyor. İşler gelmeye başlayınca bunu daha iyi anladım. Çünkü hiçbir işi beğenmiyordum onu fark ettim. Hiçbiri sinmiyordu içime. Ama eninde sonunda bir iş de yapmak istiyordum.
Gelen teklifler daha önce oynadığınız rolün benzerleri miydi, yoksa farklı karakterler de geliyor muydu?
Ben en çok ona mutlu oldum. Çünkü bana birbirinden farklı roller geldi. Yapımcıların şunu demesi beni çok mutlu etti; “Sen oynarsın.” Bana sitcom da, polisiye de, komik kadın da, dram da geldi. Demek ki iyi bir izlenim yaratmışım. Mesela şu an oynadığım rol de farklı bir kadın.
Nasıl bir kadın?
Karakterin adı Begüm. Begüm kendine çok özgüveni olan bir kadın. Evli, kocasını çok seven, tahsilli, maddi durumu gayet iyi ve ailenin tek kızı. Biraz şımarıkça büyütülmüş.
Fragmanı izlerken bir hüznü olduğunu fark ettim ama…
Var tabii. Hangi kadında yok ki! Sonuçta kocasının eski karısı var. Ortada bir çocuk var. Kıskançlıkları oluyor, kocasını kaybetme korkusu, onu elinde tutma çabası… İlerleyen bölümlerde neler olacak bilmiyorum henüz.
Peki biz izlerken Begüm’e sinir mi olacağız, yoksa onu anlayabilecek miyiz?
Bence anlayacağız. Öyle iyi, kötü diye bir durum yok. Anlattığım gibi bir kadın. Bu kadına hak vereceğiz. Çok var böyle kocasını, eski karısıyla paylaşmak zorunda olan kadınlar. Dolayısıyla o kadınlar çok daha iyi anlayacaklardır.
Tek çocuk musunuz?
Evet.
Nasıl oldu evlenirken, aileden ayrılış?
Kabus oldu.
Yeni evi kolaylıkla benimsiyor mu insan?
Ben de bilmiyorum hala şaşkınım. Çalışmaktan da tadına varamıyorum şu ara evliliğin. Ama güzel bir şey. İnsan sevdiği biriyle evlenince, evini de seviyor. Ben çok seviyorum yaşadığım evi. Bu arada ben ailemle de çok mutluydum. Bu yaşıma kadar da hiç ayrılmadım onlardan. Çok keyifli bir ailem var. Ama yeni evimi çok seviyorum. Çünkü orası benim, benim düzenim. Orası benim dünyam. En rahat, en mutlu olduğum yer. Evini sevince çok keyifli oluyor. Dışarı bir yere gidiyorum, hemen evime dönmek istiyorum.
Şimdi evlendiniz, yine yoğun iş saatleri. Aileyle birlikte yaşarken ailenin çocuğunu idare etmesi daha mı kolay, eşe göre?
Ailemle yaşarken hiç problem olmuyordu. Çünkü ailem işimi, çalışma saatlerimi biliyor. Ama evliliğimde de problem yok. Eşim de oyuncu ve düzeni biliyor. Aynı şey onun için de geçerli.
Resmen kameraların karşısında büyüdünüz. Fiziksel açıdan da, oyunculuğunuzla da…
Evet “Hayat Bilgisi”nden bu yana öyle oldu. Bazen çok garip oluyor. Hala “Hayat Bilgisi”nin tekrarını veriyorlar, izlerken garip oluyorum. Yabancılaşıyorum; “Bu ben miyim” diye. 7 sene oldu o dizi biteli. 10 senelik meslek hayatımda 2 dizi yaptım zaten.
Ama ses getiren işler oldu hep.
Evet uzun soluklu oldu şansıma. İkisi de neredeyse 4 yıl sürdü. Oyuncu arkadaşlarım da; “Artık sen nereye, biz oraya” diyorlar. İnşallah bu iş için de aynısı olur.
Zordur değil mi o çıtayı yükseltmek?
Evet ama işin garantisi yok. Her başladığın iş çok başarılı olacak diye bir kanun yok. Zaman zaman başarısız da olabilirsin. Çok da demoralize olmamak gerekiyor bence. Çünkü bizim işte duygular çok yaşandığı için inişler ve çıkışlar çok yoğun oluyor. Birinci olmanın mutluluğu ne kadar büyükse, aşağıda bir iş yapmanın üzüntüsü de çok büyük oluyor. O da insanı buhrana sürükleyebiliyor.
Siz hiç yaşamadınız.
Ben hiç yaşamadım. Kendimi hep yüksek tutmaya çalışıyorum. Olabilir, her şey başına gelebilir. Bizim iş böyle bir şey. Bazen çok güzel bir iş yapıyorsun tutmuyor. Ama bu iş bambaşka benim için. En büyüdüğüm iş şu an. “Hayat Bilgisi”nde çok toydum. “Yaprak Dökümü” geçiş, büyüme dönemi oldu. Sanki en büyüdüğüm iş burası gibi. O yüzden ayrı bir yeri var.
Gökçe Bahadır ismi biliniyor ve oyunculuğuyla takdir ediliyor. Artık gelen teklifler içinize sinmediği taktirde reddetme şansınız var. Bu noktadan sonra genelde alışık olduğumuz şudur; oyuncular başrol ister. “Sensiz Olmaz”da böyle bir istekte bulunmamanız bana ilginç geldi.
Sonuçta bu işte de başrollerden biriyim. Begüm karakteri daha önce hiç oynamadığım bir karakterdi. Benim için rolü beğenmek çok önemli. Bana gelen senaryolar içinde en çok içime sinen bu iş oldu. Ayrıca Faruk Bey (Turgut), Gold Film işin içinde olmamı çok istedi. Ben de seve seve kabul ettim.
Bu arada bir de sinema filminiz var; “Dedemin İnsanları”…
Evet ayrı bir heyecanım var. Bu benim ilk sinema filmim. Çağan’ın filminde kendimi görmek bambaşka. Kendimi bildim bileli hayalimdi Çağan Irmak filminde oynamak. Hayalim gerçek oldu.
Dışarıdan bakıldığında Gökçe Bahadır sanki peri masalı yaşıyor. İki dizi filmde oynadınız, ikisi de ses getiren işlerdi. Sevdiğiniz adamla evlendiniz. Çok mu şanslısınız?
Şans bir yere kadar evet. Karşına güzel işlerin, güzel insanların çıkması bir şanstır. Ama bunları değerlendirmek tamamen zeka ve gönül işi. Herkesin şansını kendisinin yarattığını düşünüyorum. Arkadaşlarım; “Ne kadar şanslısın” dediklerinde “Öyleyim” diyorum ama aslında buna inanmıyorum. Şöyle bir anım var bununla ilgili; küçüğüm daha. Ekranda bir şey yapmamışım ama deli gibi bir şeyler yapmak istiyorum. Okuldaki hocalarıma soruyorum, bir ajans söylüyorlar bana. O ajansa gidiyorum adımı yazdırıyorum bekliyorum. Bekle bekle hiçbir iş çıkmıyor. Ben arada ajansa gidip, kendimi hatırlatma çabasına başladım. “Geçerken uğradım” diye özellikle hazırlanarak gidiyorum. Oturup biraz sohbet ediyorum. Bir gün oyuncu bir arkadaşımla karşılaşıyorum. O da o sırada bir tiyatro oyunundan ayrılmış. “Oraya birini arıyorlar sen oynar mısın” diye soruyor. Ben hemen atlıyorum ve tiyatro hayatım başlıyor. Şans mı bu? O arkadaşımı görmek bir şans ama evde oturup, o telefon çalacak mı diye beklerken olmuyor bu işler. O yüzden ben hep tırmalaya tırmalaya şansımı yarattım.
Diyelim ki; çok istediğiniz bir rol teklifi geldi. Ama eşiniz sıcak bakmıyor. Ne yaparsınız?
Bayıldığım bir karakterse onu kesin oynarım. Pek dinlemem kimseyi. Ben kalbinin sesini dinleyen biriyim. Yanlışsa da kendim görürüm. İçgüdülerime güveniyorum. Eşim de bir iş geldiğinde kendi fikrini söyler ama karışmaz. O noktada karışmak çok da doğru değil. İçinde kalabilir, üzülürsün “Niye öyle dedim” diye. O yüzden bu durumlarda iki tarafında birbirine karışmaması gerekiyor, bizim işte böyle.