Alternative content

Get Adobe Flash player

Mesleğim ilk aşkım

Ümit İbrahim Kantarcılar’ı en son “Küçük Sırlar”da konuk oyuncu olarak izledik. Yeni projesiyle izleyici karşısına çıkmaya hazırlanan Ümit’in asıl aşkı mesleğiymiş!

08 Temmuz 2011 Cuma 10:56

pınar yılmazerler ümit ibrahim kantarcılar pinarabla.com


Cansu Aydın

“Çakıl Taşları”ndan sonra “Yerden Yüksek” ve “Küçük Sırlar”da konuk oyuncu olarak yer aldın. Başrol oyunculuğunun üstüne başka dizide konuk oyuncu olmak bir oyuncunun kendini kötü hissetmesine sebep olmaz mı?
Bizim yaptığımız ego işi aslında. Hep daha fazlasını hedefleyen, daha çok beğenilmek isteyen bir iş. Ama ben galiba bu kaygıları gütmüyorum. Önce role bakıyorum. “Yerden Yüksek”te parlak bir rolüm olduğu için yer aldım. Çünkü hiç kötü adam oynamamıştım ve orada sevimli bir kötü adamı canlandırdım. “Küçük Sırlar”ın yapım şirketi ne derse yapmak zorundayım çünkü onlara bir vefa borcum var. Ben bir yere geldiysem bunda onların katkısı bulunuyor. “Küçük Sırlar” kötü bir iş değildi ve oradaki tek komedyen de bendim.

Ama ne olursa olsun başrol değilsin...
Futboldan anlayanlar için konuşuyorum; insanlar doğru ortanın yapılmasını beklerler. Doğru orta yoksa gerekli pozisyonları hazırlaman gerekiyor. Ben şu anda gerekli pozisyonları hazırladım, kanada topu verdim, iyi bir ortanın gelmesini bekliyorum. İyi bir orta geldiğinde ben yükselip, voleyi vurup tekrar başrol oynayacağım.

Yer alacağın belli bir proje var mı?
Görüştüğüm 2 proje var şu anda. İkisi de başrol. Hangisinin şartları daha uygunsa onlarla başlayacağız. Projelerden biri komedi, diğeri de gençlik dizisi.

İkisi de seni yansıtan türden projeler yani...
Ben kafalarda bu imajı yaratmak istemiyorum. “Yerden Yüksek”i de bu yüzden kabul ettim.

“Küçük Sırlar”da da komik bir karakterdin ama.
Evet çünkü ben komedyenim.

“Komedyenim” diyorsun ama böyle bir iz bırakmak istemiyorsun, nasıl oluyor?
Komedyenim ama Ümit Kantarcılar sadece komedi oynar diye bir şey yok. Cem Yılmaz çok iyi komedyen ama kötü adamı da çok güzel oynuyor. Ben de bunu yaratmaya çalışıyorum. Yalnızca bir tarzda oyuncu olmadığımı insanlara göstermek istiyorum.

“Küçük Sırlar”da sırf yapım şirketi nedeniyle mi oynadın?
Hayır, iş ve rolüm çok güzel olduğu için oynadım. “Küçük Sırlar”a girdikten sonra diziye renk kattığıma dair tepkiler aldım. Hatta “Küçük Sırlar”ı benim için izleyenler olduğunu öğrendim. O yüzden gerekli ilgiyi gördüğüm için 50’nci bölümde tekrar giriyorum.

İlk röportajımızda “Küçük Sırlar”la “Çakıl Taşları”nı kıyasladığında, “Küçük Sırlar”ı eleştirmiştin. Şimdi ise eleştirdiğin dizide oynuyorsun...
“Çakıl Taşları” benim ilk evladım. Onun üzerine dizi yapmadım şu zamana kadar. Benim için dizi oydu. “Küçük Sırlar” iyi bir iş ama benim tarzım değil. Çünkü bizim dizi (Çakıl Taşları) kimin eli kimin cebinde olan bir dizi değildi. Küçük mutlulukların büyük hikayeleriydi. Ama “Küçük Sırlar” zengin insanların yaşadıkları aşk hikayeleri ve kimin eli kimin cebinde olan bir dizi. Bunu hala eleştiriyorum çünkü “Çakıl Taşları” böyle olmadığı için bitti. Bakın tutan işlere; “Çakıl Taşları”, “Kavak Yelleri” ve “Küçük Sırlar”ın yanında hafif kaldı. Reytinglerimiz düştü ve biz dizimizden olduk.

Bu durumda reyting alan projelerde mi yer alacaksın?
Hayır, ben popüler kültürün esiri olan bir adam değilim. Kabul ettiğim işlerde yönetmen benim için çok önemli. Bu dizide de Cevriye Demir beni çok özgür bıraktı. Ben daha öncede “Melekler Korusun”da oynayan arkadaşlarımdan onun iyi bir yönetmen olduğunu öğrenmiştim. Fark yaratmayı seven bir adamım. O dizide de benim farkım vardı. Çünkü herkes karizmatiği oynarken ben hiçbir zaman karizmamı ön plana çıkarmadım. Rolün gerektirdiğini ön plana çıkardım. Devamı da bambaşka şeylerle gelecek inşallah.

Neden hep komik yönünü ortaya çıkarmak istiyorsun?
Ülkemizde doğru düzgün mizah yapılmadığını düşünüyorum. Çünkü mizah dediğin; eleştirel baktığın şeyi insanlara güldürerek anlatmaktır. Ben eleştirdiğim için komedyenim. Bunu tiyatromda, gösterilerimde yapabiliyorum ama televizyonda yapamıyorum. Bu beni besleyen bir şey, o yüzden komedyen olmayı seçtim.

Sence komedinin ülkemizde daha iyi yere gelebilmesi için ne yapılmasý gerekiyor?
Sansürün kalkması, insanların fikirlerini özgürce her yerde söyleyebilmesi gerekiyor. Bu da hiciv sanatıyla yapılabilir. İnsanlara; “Sen şunu yaptın, bunu yaptın” demek yerine insanları güldürerek, düşündürerek, fikirlerini açıkça beyan ederek söyleyebilmek lazım.

Sence yeterince komedi yapabilen insan var mı ülkemizde?
Ben olduğunu düşünüyorum. Mesela Cem Yılmaz’a çok gülüyorum.

Ama bu isimler sadece birkaç tane...
Biz kabullenmeyi bilmeyen toplumuz. Bir Cem Yılmaz çıktı; “Cem Yılmaz’ın üstüne stand up’çı yok” diyoruz. Ben bile söylüyorum bunu. Ata Demirer çok komik ama biz; “Cem Yılmaz başka” diyoruz. İnsanları insanlarla kıyaslıyoruz. Cem Yılmaz’a ayrı, Ata Demirer’e ayrı gülersin. Bunu beceremediğimiz için kolay yetiştiremiyoruz. İnsanlar benim stand up’ımı izlemeye geldiklerinde; “Neticede bir Cem Yılmaz değil” diyor. Bazıları da çok gülüyor. İnsanları şevklendirmek lazım.

İnsanlara bunu nasıl aşılayacaksın?
Her şeyin başı kültür. Eğitim çok önemli.

Tiyatro nasıl gidiyor?
Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda devam ediyorum. Yüksek ihtimalle yeni sezonda Ali Poyrazoğlu’yla iki kişilik bir stand up yapacağız.

Sen yaptığın işin eğitimini aldın. Eğitimsiz olup da çok iyi projelerde yer alanları gördüğünde; “Daha iyi yerde olmalıydım” diyor musun?
Herkesin kendi şansını kendi yarattığını düşünüyorum. O insana baktığımda; “Ne kadar kabiliyetsiz, yeteneksiz, onun yerinde olmak isterdim” demiyorum. Çünkü o adam oraya gelmişse bunu başarmış. Sıfır eğitim ve sıfır yetenekle oraya gelmişse o da onun kendi yeteneği. Bir fark yaratmış ve oraya gelmiş. Onu görüp de hiçbir iş yapamayan konservatuvar oyuncusuna kızıyorum ben. Sen neden orada değilsin? Ben bu işte torpile inanmıyorum. Ben Antalya’dan geldim, konservatuvar kazandım, okudum. Sonra Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’na girdim. Ali Poyrazoğlu babamın oğlu değil ki benim! Ben kendi şansımı kendim yarattım. Herkesin kendi şansını kendi yaratması gerekiyor. Zaten kendine strateji çizdiğin zaman her şey daha farklı oluyor.

“Küçük Sırlar”a sonradan dahil olmak seni tedirgin etmedi mi?
Oraya girerken o kadar dedikodu duydum ki. İnsanlara “Küçük Sırlar” dediğimde; “Mahvoldun sen” diyorlardı. Mesela Sinem Kobal’ın çok kaprisli olduğunu söylediler.

Sete ilk gittim, Sinem Kobal yanıma geldi ve benimle muhabbet etmeye başladı. Ayrıca diğer oyuncular da bana çok sıcak davrandı. Beni öyle bir aralarına aldılar ve öyle bir muhabbetimiz oluştu ki; hiç yabancılık çekmedim. Hiç korktuğum gibi de olmadı. Benim o sete çabuk ısınmamın temel sebebi; dostluğuyla Sinem’dir.

Fan’ların seni yakışıklı olduğun için mi, yoksa esprili olduğun için mi seviyor?
Çok çirkin bir adam olduğumu söyleyemeyeceğim. Kanal gezerken durdurabilen bir adam olduğumu düşünüyorum. İnsanlar kanal değiştirirken beni gördüğünde o kanala geri geliyor. “Çakıl Taşları”nda böyle oldu. İnsanlar önce bu adam eli yüzü düzgün diye baktı, sonra; “
İyi de oynuyor, çok komik” dediler. Bizim sektörde şöyle bir şey yarattılar; ekranlarda biblo gibi kızlar veya adamlar olmalı. Ben standardın çok üstünde değilim, ama olacağım. Ama dış görünüşümle değil oyunculuğumla. 

Bir projeye hangi özelliklerinden dolay
ı tercih ediliyorsun sence?
Enerjim ve samimiyetim. Çünkü ben kendimi izlerken de oradaki enerji patlaması
nı görüyorum. Kendimi bile bağlıyorum ekrana. Tabii insanın eksiklerini de bilmesi çok önemli. Ben eksiklerimi biliyorum. Yapabileceklerimi, yapamayacaklarımı, sınırlarımı ne kadar zorlayacağımı biliyorum. Neyi yapamazsın mesela?
Şu anda Hollywood’da oynayamam ama ileride oynayacağım. Hep derler bunu ama ben belki gidip orada en geri plandakini oynayacağım, kimse benim olduğumu bilmeyecek. "Oradaki adam bendim" diye göstereceğim ama yine de orada olacağım. Gidip Oscar kaldıramam, bunu biliyorum ama Cannes’da yürüyeceğim. Bunu biliyorum çünkü ben kendimi her gün, adım adım geliştirdiğimi düşünüyorum.

 

 

 

 

Bir röportajında; “Aşk benim için bir kişiden ibaret değil. Mesleğim de ailem de aşk benim için” demişsin. Aşk senin için neyi ifade ediyor?
Ben aşkı çok nitelendirdiğimi düşünüyorum. Mesela mesleğime ilk gördüğüm anda aşık oldum. Mesleğim hayatımdaki ilk sevgilim. Ben sahip olduğum her şeyden vazgeçerim, mesleğimden vazgeçmem. Aşkı bir kalıp içine sokmak benim tarzım değil. Ben kurallar içinde yaşamıyorum. Aşık olduğum kız arkadaşlarım oldu ama mesleğime de, anneme de, anneanneme de, Fenerbahçe’ye de aşığım!

İlk görüşte aşka inanır mısın?
İnanırım. Ben ilk görüşte aşık olmadım ama gördüğümde etkilendim, birlikte olduktan sonra ona aşık oldum.

Şu an aşık mısın?
Hayatımda bir kadın var.

Aşıkken kendinde en sevmediğin yönün nedir?
Çok romantik bir adam değilim. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bookmark and Share