Alternative content

Get Adobe Flash player

Rock erkek egemen bir alan

Rock müziğin en önemli isimlerinden biri Şebnem Ferah. Kendisini çok sık röportaj verirken görmek mümkün olmuyor. O yüzden bu fırsatı kaçırmak istemedim. “Rock müzik erkek egemen bir alandır” diyen Şebnem Ferah’la erkekler dünyasında yıllardır bir kadın olarak var olmayı konuştuk.

17 Mart 2011 Perşembe 22:13

pinarabla.com şebnem ferah pınar yılmazerler

PINAR YILMAZERLER

Neden birçok insan gibi her yıl albüm çıkarmıyorsunuz? Bu bir strateji mi, yoksa şarkılarını ve kendini hazır hissetmekle alakalı bir durum mu?

Ben şarkılar ortaya çıkmaya başladıktan sonra ve onları kaydedip sunmak istediğimden emin oldukça stüdyoya girmeyi ve albüm çıkarmayı tercih ediyorum. Yani sırf albüm çıkarmak için şarkı yapmak ya da böyle bir zorunluluk hissetmek sevdiğim bir yöntem değil. Her şey kendi doğal akışında ilerlesin isterim. Bu da zaman zaman uzun aralıklara sebep olabiliyor.

 

Yıllardır hep sağlam ve düzgün bir isim olarak anılmak nasıl bir his?

Nasıl biri olarak anıldığımdan çok; nasıl biri olduğum benim için gerçekten daha önemli. Müzik yaparken de, günlük hayatımda da doğruluğuna inandığım ve arzu ettiğim şekilde yaşamaya çalışıyorum.

 

Bugüne dek kendinizle ilgili duyduğunuz en haksız eleştiri neydi?

Zaman zaman oluyor böyle şeyler, son derece de normaldir; ancak eleştiriye de, övgüye de eşit mesafede durmaya çalışırım. Bu sebeple de herhangi biri  bende gereğinden fazla haksızlığa uğramışım ya da; “Ne kadar da harika bir durum” gibi hissetmeme sebep olmaz.

 

Muhteşem kadın şarkılarınız var. Bu arada bazı insanlar feminist olmayı kötü bir şey zannediyor. Ki bu soruyu ben de bir feminist olarak soruyorum. Feminist misiniz?

İlk albümümden beri bu konunun altını çizmeye çalıştım zaten. Rock müzik de oldukça erkek egemen bir alandır, bu yüzden de müzikle konuşabilmeyi daha çok seviyorum ve her türlü ayrımcılığa karşı olduğum gibi kadın-erkek ayrımcılığının da her zaman karşısında oldum.

 

Rock müziğin artık belli bir kesimden daha büyük kitlelere ulaşması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çok seviniyorum. Açıkçası bazı dengelerin yerine oturmaya başladığını düşünüyorum. Bazı ön yargıların da ortadan kalktığını görmek çok güzel. Benim öğrencilik yıllarımda rock müziğin dinlenmesini bir tarafa bırakın; karşı karşıya olduğu ön yargılar o kadar fazlaydı ki şimdi gelinen noktayı en azından bu sebeple büyük bir memnuniyetle karşılıyorum.

 

Türkiye’de kendi müzik türünüzde çok ileridesiniz. Kendinizi bazen orada yalnız hissediyor musunuz?

İnanın, bütün samimiyetimle söylemeliyim ki; kendimle ilgili bu tip değerlendirmelere girmem hiç. Ben sadece çok sevdiğim bir şeyi; kıymet vererek, her anının tadını çıkararak, tembellik yapmadan, heyecanımı yitirmeme sebep olabilecek faktörleri ortadan kaldırmaya çalışarak, çok istediğim için hayata geçiriyorum.  Bu yaklaşımımın sonuçları şimdiye kadar beni mutlu etti, ancak bundan daha kapsamlı ve başkalarına göre yapılacak değerlendirmelere hiç girişmedim.

 

Yılların size kazandırdıkları mı, yoksa kaybettirdikleri mi daha fazla?

Elbette zaman ilerledikçe bazı şeyler de yitip gider, bu gerçeği olduğu gibi kabullenmek gerek. Ancak konsantrasyonu buna yöneltmek yerine yıllar boyunca yaşadıklarınızdan kendinize nasıl bir tortu kaldığı fikrine yönelmek ,  böyle düşünmeye çalışmak, her şeyden önce daha umut verici ve daha eğlenceli. İnsan olarak da, müzisyen olarak da bir sürü tecrübe edindim ve en önemlisi bu tecrübeleri ihtiyacım olduğunda değerlendirebilmeyi öğrendim. Yapı olarak da geçmişe takılıp kalabilecek biri değilim, bu yüzden ne kaybettim ve ne kazandım arasındaki dengeyi yine zamana bırakmak galiba daha iyi...

 

Rock müzik haricinde başka bir tarzda veya başka birinin şarkısını söylemeyi hiç düşündünüz mü?

Bazı özel projelerde zaten böyle çalışmalarım oldu. Albümlerde genellikle kendi şarkılarımı kullanmayı tercih ediyorum. Çünkü aradan yıllar da geçse onlar benim içimden çıkmış şeyler ve bu sayede sıkılmıyorum, yabancılaşmıyorum. Ama bu yaklaşımım başka birinin şarkısını söylememe engel değil. Harika şarkılar var; dinlemeyi de, söylemeyi de çok sevdiğim. Zaten müzik türleri konusunda da ön yargılı biri değilimdir. Güzel şarkı; türü ne olursa olsun güzel şarkıdır bence...

 

Sizin için söylenen bir cümle var: Sanat bir din olsaydı Şebnem Ferah o dinin elçisi olurdu. Bu size ne hissettiriyor?

Oldukça kocaman bir cümle olmuş... Böyle şeyler duyduğumda ilk yaşadığım duygu utanma-çekinme duygusu oluyor. Ben müziği çok seviyorum. Şarkı söylemeyi her şeyden daha çok seviyorum. İnsanlarla beraber müziği paylaşmanın, bir müzisyenin alabileceği en güzel hediye olduğunu düşünüyorum. Bütün bunları yaparken de özenli, titiz olmaya çalışmak; istesem de, istemesem de yapımın bir parçası. Başka ne diyebilirim gerçekten bilmiyorum...

 

Sevdiğiniz birçok insanı kaybetmişsiniz; ölümler, ayrılıklar... Daha mı güçlendiniz, daha mı kırılgansınız?

Bunlar hepimizin yaşadığı ya da yaşayacağı şeyler. Ölümleri kabullenmek elbette kolay değil, çok kısaca anlatılabilecek bir konu da değil. Ancak hayatın parçası. İnsan her gün bir şeyler öğreniyor ve hayatın öyle garip bir dengesi var ki siz isteseniz de, istemeseniz de devam ediyor. Ve daha çok güçleniyorsunuz. Kırılganlığa gelince; ben zaten kırılganlığın sonradan ortaya çıkan bir şey olduğuna inanmam, belki bazı faktörler sebebiyle artıyordur; ama bence herkes biraz kırılgandır, herkes biraz hassastır.

 

Hala amatör ruhunuzu koruyabiliyor musunuz, yoksa zaman içinde insan profesyonelleşiyor mu?

Benim profesyonellikten anladığım; tecrübelerinizi bir zeminde değerlendirmeye başlayabilmek, bunlardan faydalanabilmek, çözüm üretebilmek gibi şeyler ve evet zaman içinde bunların hepsi yaşanıyor. Ancak bunlar ‘müzik yapmak istemenize’ sebep olacak şeyler değildir, işte o ancak amatör ruhtan, hayattan ilham alabilme kapasitenizden gelir. Ve yıllardır en çok uğraştığım şey bu tarafımı kaybetmemeye çalışmak oldu. Çünkü o ruhu kaybettiğinizde istediğiniz kadar ‘profesyonelleşmiş’ olun, canınız bir şey yapmak istemeyecektir ki...

 

Sizin için çıkarılmış Şebokolik dergisi var. Sanırım kimse için böyle bir şey yapılmadı bugüne kadar. Varsa da ben duymadım.

Bu dergiyi ne kadar özenli ve titiz bir şekilde çalıştıklarını ve çıkardıklarını bilseniz daha da şaşırırsınız.  Elbette çok hoşuma gidiyor, onore oluyorum. Bu tip çalışmaları kendi iradeleriyle, istedikleri için yaptıklarını düşünüyorum. Yeri gelmişken bu ve benzeri tüm çalışmalar için dinleyici arkadaşlarımıza hem kendi adıma, hem de grup arkadaşlarım adına teşekkür ederim.

 

Günümüz şartlarına baktığımızda mütevazı olmak bir eksiklik mi, yoksa fazlalık mı?

Gerçekten mütevazı biri bu şekilde yaşamaya kazanımlarını ya da eksikliklerini düşünerek yeltenmez bence. Sanırım bir yapı ve bakış açısı meselesidir ve önemli olan sizin içinizde neyi doğru hissettiğinizdir.

Bookmark and Share