Alternative content

Get Adobe Flash player

Sıra Özlem Conker'de

“Canan” dizisinden ani bir kararla ayrılan Gamze Özçelik’in yerine Özlem Conker geldi. Bir çok oyuncunun dizi filmlerde bir başkasının yerine geçmeyi reddettiği bilinirken, Conker’in bu tavrı bana ilginç geldi. Çekim arasından fırsat bulduğu bir gün buluşup, nedenini sordum.

30 Eylül 2011 Cuma 20:10

özlem conker pınar yılmazerler pinarabla.com canan

Pınar YILMAZERLER 


Birinin canlandırdığı karakter üzerine aynı role devam ediyor olmak riskli değil midir?

Dediğiniz gibi riski var. Ama sadece 16 bölüm oynadı Gamze Özçelik. Yani geçen sezon sadece 16 bölüm çekildi ve yayınlandı. Bu kadar bölüm izleyicinin aklında yer edecek bir süre değil. Tabii Gamze oynadı. O zaten dikkat çeken popüler bir isim. İnsanlar Canan’ı biliyorlar ama bu 16 bölümün benim için avantaj olacağını düşündüm. Çünkü Gamze gerçekten iyi bir isim ve dizi kısa sürede bilinen bir dizi oldu. Bilinen bir işin zaten reklamı yapılmış, şöyle böyle de olsa oturmuş bir işi almak aslında avantaj olur diye düşündüm. Ki avantaj da anladığım kadarıyla;.faydasını görüyorum. Bunun haricinde yapım şirketiyle şunu konuştuk. “Diziyi sıfırdan yeni bir dizi olarak düşünüyoruz” dediler. Tek değişiklik ben değilim. Benimle birlikte Ragıp Savaş ve Rüçhan Çalışkur girdi diziye; annemi oynayacak. Ragıp da beni seven ve kol kanat geren adamı oynuyor. Bütün görüntülerimiz değişti, ekipman değişti. Kameramızdan müziğimizden, senariste kadar…

 

Neden böyle köklü bir değişiklik oldu?

Hiç bilmiyorum tamamen yapım şirketiyle alakalı.

 

“Gamze Özçelik ayrıldıktan sonra her şeyi sıfırlayalım, tazeleyelim, onun devamı şeklinde sunmayalım” gibi mi düşündüler acaba?

Bir kere kanalımız diziyi çok seviyor, destekliyor. Yapım şirketimiz de o yüzden diziye özeniyor. Özendikleri için de zenginleştirmek istediler. Yola bir şekilde çıktık ama elimizde de iyi bir şey var. Güzel bir mevzu. Bir roman karakteri. Daha güzel işlersek bunu, daha iyi iş çıkar meydana. Dizi bayağı farklı bir hale geldi aslında. Geçen seneki diziyi bulmayacak insanlar. Bu beni de çok mutlu ediyor. İşimi de kolaylaştırdı, düşüncelerimi daha pozitif şekle döndürdü.

 

İlk teklif geldiğinde aklınızda oluşan düşünce neydi?

Ben hiçbir işte önyargılı değilimdir. Dünyaca ünlü oyunlarda da bu böyledir. Farklı oyuncular aynı oyunu tekrar tekrar oynarlar. Başka bir şans yok ki! Ama her oyuncu farklı bir yorum getirir ve karakter farklı bir hal alabilir. İzleyici de farklı bir tat alır. O yüzden hiç tereddüdüm yok.

 

Normalde izliyor muydunuz bu diziyi?

Birkaç bölüm izlemiştim sadece işi anlamak açısından. Çok fazla TV izlemeye vaktim olmuyor zaten. Ama her yeni başlayan işe mutlaka birkaç bölüm bakarım.

 

Birebir romanla örtüşmüyor bu arada Canan, değil mi?

Hayır örtüşmüyor.

 

Romandaki Canan daha rahat, günü gün eden biri. Ama bizim izlediğimiz dizide öyle bir kadın yok…

Evet ama şimdi izleyeceğimiz bölümlerde daha farklı bir kadın var. Ben Canan’ın aslında çok içten bir kadın olduğunu düşünüyorum. Yapmak isteyip yapamadıkları var. Hepimizin yapmak istedikleri var ama şartlar bizi farklı yerlere götürüyor. Canan bu durumları fazlasıyla yaşamış bir kadın. Enteresan bir hayat hikayesi var. Küçük yaşta varlıklı bir aileye evlatlık veriliyor ama çok sevgisiz bir ortam. Bu şekilde büyümek zorunda kalıyor. Aynı zamanda genç yaşta tecavüze uğruyor. Bir çocuk sahibi oluyor. Kızı var ama kızı onun annesi olduğunu bilmiyor. Enteresan bir iş olacak.

 

Yıllarca iyi, güzel karakterleri canlandırırken son zamanlarda enteresan değişiklikler yapıyorsunuz, farkında mısınız?

Evet ama hoşuma gidiyor. Böyle olması lazım diyorum. Çünkü ben işimi seviyorum ve eğleniyorum. Senaryonun içine giriyorum, düşünüyorum karakter hakkında. Bu kadın nasıl bir kadın, ne şartlar onu bu hale getirmiş? Öncesini, sonrasını karaktere kafa yormayı seviyorum.

 

Peki eskiden neden hep cici kız rollerindeydiniz?

Teklif gelmiyordu. Bir insana belli rol yakıştığı zaman, hep aynı roller arka arkaya gelmeye başlıyor. Ben ilk çirkin kızı oynayarak bunu kırdım galiba. Yapabileceğimi gördü insanlar. Arkadan kötüyü oynadım, o da oluyor denildi. Şimdi Canan çok farklı. Sert, kuralları olan, onu deli gibi seven bir adam var ama yapması gereken şeyler yüzünden adamı elinin tersiyle itiyor.

 

Siz gerçek hayatta böyle bir şey yapabilir misiniz; sizi çok seven bir erkeği elinizin tersiyle itmek gibi?

Kesinlikle yapamam, çok duygusalım.

 

Amerika’ya gittiğiniz için pişman mısınız?

Kesinlikle. Çok da memnunum. İyi ki yapmışım.

 

Nasıl karar verdiniz?

Çok yorulmuştum. Uzun bir süre çalıştım. Baktım yaşım genç, ama sadece çalışıyorum. Bu beni çok sıktı. Yapıma da hiç uygun değil. Ben sürekli devam etmeyi seven biriyim ve hayatı seviyorum. Her yaşta yaşanacak şeylerinin farklı olduğunu düşünüyorum. Bunu kaçırmamam gerektiğini düşündüm. 20’li yaşlarda yapabileceğiniz şeyleri 30’da isteseniz de yapamıyorsunuz. Çok riskliydi. Sonrasında geri dönüp bir şeyleri yerli yerine koymak da vakit aldı. Ama hiçbir şey imkansız değil, yine oldu. Her şey rayına girdi ve yaşadıklarım da cebime kar kalmış oldu. Amerika’da tekrar öğrencilik yaptım. Washington Üniversitesi’nin İngilizce bölümüne devam ettim. Sonra çok gezdim, seyahatler yaptım. Kendime ayırdığım o zamanı en iyi şekilde değerlendirdim. İçimde kalmasın diye her şeyi yaptım. Bütün negatiflerimi boşaltıp deşarj olarak mutlu bir şekilde döndüm.

 

Belki bir doktorun hayatına birkaç yıl ara vermesi mümkün olabilir ama sizin işiniz öyle değil ki! Bu ne cesaret?

Evet göz önünde olmanız lazım. Kaybolduğunuz zaman birçok şeyi kaybedebilme riskiniz var. Ama ben 2 yıl ara verdim. Az değil ama onun öncesinde iyi bir yerde bıraktığımı düşünüyorum. O bana bir avantaj sağladı. Döndürmek de mümkün oldu.

 

Tekrar her şeye başlama süreci nasıldı?

“Geldim” deme sürecinde tabii bazı profesyonellerle görüştüm ve onların çok faydası oldu. Ben Renda Güner’le çalışıyorum. Onunla olan iş ortaklığım her şeyi kolaylaştırdı. İşin yüzde 50’lik kısmını böyle aştım. Diğer yüzde 50’sini de prensiplerimle aştım. Çünkü bizim sektör çok konuşan bir sektör. Hakkımızdaki bilgiler ağızdan ağıza çok çabuk dolaşıyor. Onun için nasıl bir kişiliğe sahip olduğunuz, uyumlu bir iş arkadaşı mısınız, aldığınız işin karşılığını verebiliyor musunuz, bunlar çok önemli.

 

Magazinel biri değilsiniz. Sadece işinizle var oluyorsunuz. Ama bölüm başına 40 bin lira alamıyorsunuz. Bu ne hissettiriyor size?

Bunun sonu yok ki! Kimi 40 bin lira alır, kimi 70 bin lira alır. Bunları düşünmek sadece mutsuz eder. İnsan sahip olduğuna şükretmeli. Belki bölüm başı 40 bin lira alanın da kendine göre başka dertleri vardır. Ben çok mutluyum hem istediğim şeyleri yapabilmekten, hem de olduğum durumdan…

 

Bizdeki oyuncuların bir çoğu Amerika’ya eğitim almaya gider. Hatta Hollywood starı olmak ister! Siz orada 2 yıl kaldınız da niye oyunculuk eğitimi almayı düşünmediniz?

Çok hayal eden ve giden oldu ama neticeye baktığımız zaman galiba koca bir boşluk var karşımızda. Olamaz da çünkü toplumsal- kültürel fark çok fazla. Bence Amerika’da öncelikle iş kovalamak okula gitmekten öte orada yaşayıp, o kültürü anlamak lazım. Biz Türk insanıyız. Bizde dostluk ilişkileriyle iş bitirilebiliyor. Amerika’da böyle şeyler söz konusu bile olamaz. Orada kim kimin arkadaşıymışa değil, tamamen sizin profesyonel geçmişinize bakarlar. Sizi onun üzerinden değerlendirirler.

 

2 yıl sonra setlere “Aşk ve Ceza”yla döndünüz. Öncesinde başrol oynayan biri olarak o dizide de başrol oynamak istemediniz mi?

Öyle hırslarım yok. Ben günü, anı ve o an elime gelen fırsatı değerlendirmekten yanayım. “Aşk ve Ceza” çok güzel bir işti. Ceyda karakteri zaten ayrıcalıklıydı. Bana artılarla döndü. Önemli olan o.

 

İnsanların tepkisi nasıldı?

Evime bir cam siparişi vermek için cam atölyesine gittim. Çalışanlar bana kötü davrandılar. Yüzüme bakmadılar. “Bu kadın geldi” diye tepki gösterdiler. Anladım ki; işe yaramış. Sürekli kötüyü oynayan ve rolleri üzerine yapışan oyuncuların Allah yardımcıları olsun diyorum.

 

“Hırslarım yok” dediniz ya, sizin işiniz biraz hırslı olmayı gerektirmez mi?

Neden gerektirsin ki? Hırstan hırsa fark var bence. Kötü hırs yapmanın bir anlamı yok. Kendinizi istediğiniz kadar sıkın. Ne olacağı varsa o oluyor. Bir de hırslı insan ister istemez vücudundan bile belli oluyor. Kasılmış, sertleşmiş bir vücut! Ben bunu sevmiyorum. Rahat bırakmak, birtakım şeyleri olgunlukla karşılamak lazım. Olduğu gün de, olmadığı gün de olur.

 

Hayatta her şeyi akışına mı bırakırsınız, yoksa kısa süreli planlarınız var mı?

Kendime yeşillikler içinde bir ev almayı istiyorum. Bahçesi olan ve ruhumu dinlendireceğim bir yer olsun.

 

Prens de girsin mi o yeşillikler içindeki eve?

Prensin güzel bir evi olursa inşallah ben girerim!

 

Aşkta da oluruna bırakır mısınız her şeyi peki?

Onda çok oluruna bırakamıyorum galiba. O konuda biraz daha kuralcıyım herhalde. Çok ince eleyen biriyim. İyi bir şey değil aslında ama fazla dikkatli bir tipim sanırım.

Bookmark and Share